Hatıra Defteri

Gitmek cesaret ister şampiyon..! Gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiçbir anlamı kalmaz.. Vedalaşmakta zor iştir biliyomusun ? Öylece kalıverirsin oracıkta.. Bakarsın sevdiklerine, gittikçe ufalırlar, ufalırlar, Kaybolurlar.. O zamanda anlayamazsın vedalaşmak, kalana mı, gidene mi koyar diye :( Forsu bozmamak adına önceden bi yüz defa söyledim herhalde.. Hüzünlü değilim, mizacım böyle diye ama.. Yok arkadaş zor işmiş.. Bir de anladım ki ; Mutluluk varılacak yer değil , yolculuğun ta kendisiymiş..! Aylin
Bu tura çıkmadan önce tek beklentim Avrupa’yı, merak edip hayalini kurduğum Paris’i ve Roma’yı görüp ülkeye geri dönmekti. Nerden bilebilirdim ki sizler kadar harika insanlarla tanışacağımı? Günlerce otobüsteki seyahate n asıl katlanabilirim diye düşünüp duruyordum. Aslında o kadar büyük bir eziyet olacaktı ki benim için (büyük ihtimalle herkes için), belki de kendime defalarca kızacaktım bu kadar sıkıntıya kendimi mahkûm ettim diye. Her şey Kapıkule sınır kapısını geçtikten sonra başladı. Günler günleri kovalarken, yeni şehirlere günün ilk ışıklarıyla merhaba derken hep birlikte, gözlerimizi yeni şehirlerin sabahlarına uyanmak için kapadığımız o zamanlarda sizlere bu kadar alışacağımı ve sizleri bu kadar çok seveceğimi hiç tahmin etmezdim. Benim mükemmel ağabeylerim ve ablalarım oldu sizin sayenizde. Ve müthiş arkadaşlara sahibim artık. “Sıkıntı yok kardeeeş” ler , Ömer ve Osman ağabeylerin müthiş (!) esprileri, otobüste şarkılar söyleyip dans etme çabalarımız, her yeri inleten Ankara türküleri, arka tarafın zaman mekan dinlemeden her şartta uyuyabilmesi, Nedim’in her tarafa uzanabilen kolları ( :'( ), şehirlerde kaybolmalarımız ve birden yolumuzu bulabilmemiz, şehre girmeden hemen önce oluşturulan şehri gezme stratejileri, sabırla gelmeyen arkadaşlarımızı beklememiz (en sonunda ciddi derecede mağdur olmamız), beklerken oynadığımız tavlayla tabu ve daha niceleri… Tüm bunlarla birlikte İpsala sınır kapısından girdikten sonraki mola yerimizde “Barselona’dan Ankara’ya gitmekte olan Gençler Geziyor turu yolcuları molamız bitmiştir.” anonsunu Ömer abiden duyduktan sonra rüyanın bitmek üzere olduğunu idrak ettim. İtiraf ediyorum ki İstanbul’a biraz daha geç varmak için etmediğim dua kalmadı. 😀 Ama her güzel şey gibi bunun da bir sonu vardı ve bitti. Sonunda bugün memleketime geldim. Ben hepinize teker teker teşekkür ediyorum. İyi ki sizlerle tanışmışım ve iyi ki yollarımız sizinle burada kesişmiş. Ankara’ya geldiğimde hepinizin kafasını ağrıtacağımı bildirmek isterim. Bundan sonra İzmir’de ve Manisa’da da gidebileceğiniz bir yerin olduğunu hatırlatırım. Sizleri çok seviyorum. Yeliz :)
Evimin önüne geldiğimde taşımakla sorumlu olduğum valizin ağırlığıyla yarışırdı sanırım biriktirdiğim anların toplamı. Düşünceye katlanmak zor kimi zaman, taşımak beraberinde ne mutlu ki kolay. Durum itibariyle ellerime kan oturtup, kol kaslarımı felç eden ve belime ağrı girdiren benimle kilometreler kateden valizimi yedi numaralı apartmanın pencereleri kuzeye bakan dairesine taşıma hadisesi oldu. Kapıdan içeri girdiğimde hissettiğimi cümlelere dökmek oldukça zorlayacak beni; ancak ilk olarak ‘’ Tavan bu kadar alçak mıydı?’’ dedim yanılmıyor olmalıyım. Halbuki bu evden ne ilk ayrılışımdı ne de ilk dönüşüm. Yüksek tavanlı yapıları böylesine çok görme deneyimim evimin başına patladı, ne yazık. Ve mutfaktaki arapsaçım kurumuştu. Her şey tüm tezatlığıyla ayakta; güneş kavuruyorsa suya kanmalıydı kökleri.Olmamış, olmaz da bazen. ‘Arkadaşlar herkes yanındakine dokunsun’’/ ‘’önüm arkam sağım solum sobe Ömer’’/./ Pencereden aktı bir yığın görüntü; ama her zamankinden daha az seyre daldım. Uyuduk. Nefeslerimiz birbirine karıştı. Ayaklarımızın başına gelmeyen kalmadı: ıslandı,yandı,şişti,ezildi. ( Ayakları ovulan şanslılar da yok değildi ) Kimse (hiç değilse ben) başındaki akıldan yoksunluğunu sorgulamadı. Tek çeken ayaklar olsundu. Biz, o kadar farklıydık ki ve o kadar aynı. Burun kıvırdık birbirimize, kibrimize boyun eğdik. Melodileri, cümleleri, sesimizi, cinsel tercihlerimizi, giydiğimiz kumaşın adını,adımızı, doğduğumuz toprakların konumunu birbirimize mal ettik. Biz bir şeyden değil ,pek çoğundan ibarettik. Bildin mi? Ben henüz kendimin tamamından bir haberim. Ama sarıldık sonunda sımsıkı demek ki mümkün. ton balığı/salçalı ekmek/ kaşar peyniri/ üçgen peynir/ sıcak çorba/ sallama çay/ kahve üçü ikisi bir arada, ne iyi/ nutella/ pembe kapaklı su/barbunya pilaki/ yaprak sarma/ börek/ gazozlu kek/ şeftalili soğuk çay/bira/meyveli yoğurt/badem/./ Konservelerimizi, ekmeğimizi,çatalımızı,içtiğimiz bilmem ne dilde farklı renkte sıvıları paylaştık. Ağzının izine aldırmadık dışımızdakinin, gülümsedik: ‘Boşver’ . Başkalarına sandiviçler hazırladık ve o başkalarının hazırladığı sandiviçleri yedik. Soğuk su sıcağında sokakların, mineralsiz ve sıcak su koltuğunda otobüsün aradık durduk da nadir bulduk. Mutlu olmanın ve etmenin ne kadar kolay olduğuna şaşırdım. Fazla bir şeylere mi sahiptik otobüse binmeden evvel? Bilemedim. Kırk beş dakika/ sadece çok ihtiyacı olanlar gitsin gelsin/ on beş dakika/ ‘arkadaşlar kahvaltı edecekler etsinler’/dakikası yirminin/’Gedikli burada mı?’/1,2,3,4,5,6,7…/ arka tam, orta ve ön/espirisi Ömer’in/ Molalarda bagaj anahtarımıza tombul teyze sifonu çekti, gülümsüyordu. Sırf bu yüzden kendi adıma olayı büyütmedim, belli ki iyi bir şey yapmış. İnsanları unuttuk; cep telefonlarımız,cüzdanlarımız unutturuldu. Bekletildik,beklettik.Yirmi dakika duracağımız şehirde ‘ yok artık’ ı abartmış olacağız on saat çivilenip kaldık. Neyse ki bir barın yanına park etmişti otobüs yedik, içtik, sövdük, övdük. Güzel şarkılar dinleyip dans ettik.Yok olmasına anlam veremedik, hangisine verebilmiştik ki? Otobüsün arıza vereceği tuttu Marsilya’da kafile için tuvalet aradık. Sabunu da vardı akıp kokmuyordu da sadece biraz karanlık. Yine de ‘ doğa ne güne duruyor, ne diye yürüyeceğim o kadar yolu?’’ diyenlerimiz illa ki olmuştur; görmedim, duymadım, otobüs sıcaktı dışarısı fazla serin uyuyordum. Otobüs şoförümüzün fıtığı da tuttu, kimimiz ona fıtık olduk. ‘Türk müsün? Ankara, İstanbul?’/ ’ Güzelsin’ /‘ Rus musun?’ / ‘ Sen insan değilsin!’ /./ Kilometrelerce yürüdük, on binlerce adım. Güneş, yağmur, bulutlar ,ay tepemizdeydi.Yokuşlarını çıktık kalelerin istekle; ama yavaş oldu inişlerimiz. Kahkahalar attık. Kas ağrılarımızı, yorgunluğumuzu, yarım yamalak yeme, içme ve uykularımızı unuttuk gördüğümüz yapıların, sokakların karşısında. İngilizce sorduk Fransızca,İtalyanca bilmem nece yanıt aldık. Anlaştık; iletişimde beden dilinin yüzdesini anlamamak ne mümkün! Yanlış otobüslere, metrolara bindik. Şoför bizi indireceği yeri unutmasın diye dikiz aynasını gözleyerek kaç kilo yükle ayakta dikildik oturmak yerine. Koştuk yanımızdakinin kolundan çekiştip. ‘ hadii’ . Heykellerin ayrıntısı, ihtişamı karşısında donduk kaldık. Ayak bağı olduk, bağladılar ayağımızı.Romanın dondurmasını yedik ve pizzasını ‘ vegetarian’ . Prag’ ın birasını içtik, Paris’ in şarabını. Budapeşte’ de 4 km bara yürüdük iki buçuk saat dans ettik. Tarkan’ dan şımarığın çalıvermesi bizi bizden aldı. Kendimizi elaleme bakıttık. ‘ Seni gidi fındık kıran yılanı deliğinden çıkaran kaderim püsküllü belam yakalarsam muck’’ : ) Tabi 4 km otele kadar topallayıp, birbirimize musallat olduk. Bir iki saat uyuyup ne ara uyandığımıza anlam veremeden soluğu otobüste aldık. Gecesi ayrı şehirlerde gözümüzü kapadık, gündüzü ayrı ülkelerde gözümüzü açtık günün. Saatleri geriydi, tarih bilinçleri ileri bizden. Çarpık kentleşme gözümüzü yormadı. Göğü delen yapılara nadir rastladık. Sokaklar yürünesiydi el ele, telaş içinde geçip gidilesi değil. Blu’ nun omzuna kolumu attım.Sokakta resim yapıyorlardı ve müzik metroda, parkta, kalede,köprüde. Ekmeğini taştan çıkarmaya burun kıvıranlar elbette vardı dileniyorlardı. Yüzlerini görmüyorduk, alınları topraktaydı ve ellerinde bir kutu. Niş’ in kadınları güzeldi.’’ Biz de kadın mıydık!’’ . Alt uzvu beyninden baskın olanların var olduğu tek bir ülke yoktu. Türün insandı, en azından bilimsel kabulü bu.Biz, şarkılar söyledik. Ali/Osman/Yeter/Ceren/Hasan/Tuğçe/Esra/Necmiye/Mehmet/ Berat/ Umut/ Zahide /Ufuk/Fuat/Ömer/ Sibel/Mustafa/Nedim/Aylin/Şölen/Yeliz/Kamil/Hakan/Aziz/Seyfettin/Ferit/…/ Birbirimizi aradık İtalya,Çek Cumhuriyeti, İspanya, Macaristan, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Slovenya, Hırvatistan, Yunanistan’da. Erken bulmuşsak sevindik, bulmakta gecikmişsek öfkelendik. Birbirimize tanıdık olduk, biz. Tertemiz ve bakımlıyken gözüne değilirdi insanların. Biz kirimize gülüp, saçımızın dolaşıklığıyla dalga geçtik. Memleket denen olgu gerçekliğini kabul ettirdi; bulduk,bulunduk. İyi ki, ben sizi çok sevdim. Herkese çok teşekkür ederim ;ama en çok sana Ömer ve yol arkadaşım Blu’ ya. Artık valizimi toparlayıp annem için yola düşebilirim. Umutla, mutlulukla kalın! Ebru 
 Ben üniversiteye yeni başladım. Ailemin mali durumu da çok fazla rahat yaşamamı sağlayacak durumda değil. Fakat bu Avrupa turu projesinin ilanını gördüğümde çok heyecanlandım, çünkü hem çok çok uygun fiyatlı idi ve ailemi ikna edebilirdim. Bu kadar uygun ücretinin yanında son derecede kaliteli olması hakikaten beni şaşırttı diyebilirim. Hayatımda boyunca unutamayacağım anlar yaşadım, çılgınlar gibi gezip eğlenmemin yanında, orada sohbet ettiğim insanlardan birçok da yeni kültür hakkında fikir sahibi oldum. Osman abi ve Ömer abiye sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, bundan sonraki bütün gezilere bizi tekrar almasını istiyorum U.A. 
 
  Daha önce hiç yurtdışına çıkmamıştım. Bu Avrupa turu, hayatımın yaşadığım kısmında beni en çok heyecanlandıran, kendimi inanılmaz mutlu ve özgür hissettiğim anlardı. Hep filmlerde izlediğim yerleri, hayatları görmek, o büyülü atmosferlere yakından şahit olmak unutulmazdı. Bana bu güzel anları yaşatan herkese sonsuz teşekkür ediyorum F.S. 
 
Benim için tamamen objektif söylemem gerekirse her şey rüya gibiydi. Daha önce erasmus programı ile yurtdışına gitmiştim, fakat bu kadar eğlenceli olmamıştı. Bir otobüs dolusu aynı kafadan insanlarla her şey bambaşka oluyor, ve tur ile hemen hemen ünlü Avrupa ülkelerinin çoğunu gezme şansımız olduğu için birçok ülke insanı ve yaşam tarzı hakkında bilgi sahibi olduk. Otobüs ile Avrupa turu fikri zaten bence interrail den bile güzel, çünkü bir müddet sonra size eviniz gibi geliyor ve turunuz bittiğinde ciddi anlamda alıştığınız o ortamı çok özleyip birkaç gün kendinize gelemiyorsunuz. Ben gençler geziyor u kuran, turda tanışıp inanılmaz sevdiğim Osman ve Ömer’e bu son derece başarılı fikirlerine devam etmelerini istiyorum. Gençlerin hayallerine katkı sağlayacak her türlü proje konusunda destek vereceğimi söylemek isterim. Bu projeleri bizzat yaşamış biri olarak herkese şiddetle tavsiye ediyorum  N.S.

 Her yönüyle müthiş keyifli bir maceraydı. Bunu sizin gibi güzel insanlarla aynı turda yasamakta paha biçilemezdi. Arayı fazla açmadan en yakın zamanda görüşelim. Istanbul a gelirseniz mutlaka haberleşelim. Akşam uyumak için bir ara yastığı alıp otobüs durağından herhangi birisine binmeyi düşündüm sanırım turun yan etkileri :))

 10 gün dile kolay su gibi akıp gitti. Geriye güzel anılar, dostluklar, arkadaşlıklar kaldı. Birde, Mağdur ama gururlu arka tarafımız(Burcu, Özlem, yılmaz, sinem, gülfer, deniz), doktorlarımız, Hakan-eda çiftinin atom içecekleri, kaçmaz, gül, akyüz ve izmirli kardeşlerimiz, Çilemin ve hakkari grubunun enerjisi(Gözde, sema ve nur), Gençlerin sabaha kadar süren eğlenceleri (berk, batuhan, alptuğ, burak), Sevilay Hanımın bilge duruşu, selda’nın yardımseverliği, enes’in red flight’ı, italyan erkeği görünümlü türk erkeği murat, paok hastası barkın, julidenin kırmızı benekli pinpon topu, gülşahın latin müziği isteği, dilsunun tatlı gülüşü, tolganın canımlı replikleri, utku ve özlemin maceraları, betül ve başağın en önde yol boyu uyumaları, naz grubunun çorbaları, tabu oyunları ve ipeğin babası, Şöforlerimizin(mustafa ve hakan abi) kazancı bedih ve ahmet kaya şarkıları, Osmanımın kendine has uslubu ile şehir anlatımları ile geçti ve gitti. Geride hoş hatıralar bıraktı… Hepinizi çok seviyorum… Bir başka zamanda ve mekanda tekrar sizinle görüşmek dileği ile sağlıcakla kalın arkadaşlarım…

 Şimdi bu saatlerde yeni bir şehre yaklaşıyor olurduk..Birdenbire kağıt sesleri , ardından Recep belirir haritaları dağıtırdı.3 Kere tıklardı Osman hopörlöre , tamam derdim başlıyor yeni bir macera.Başlardı anlatmaya kendi usulünce , sağ çarprazda bir meydan var , heh tamam onun sol çaprazında bir kilise var bişey yok onun içinde boşverin onun önünden dümdük yürüyünn … :))
Binerdik otobüse buluşma saatinde Recep gelirdi orta sıralara 20 şişe su koydum nerede bu şişeler derdi su isteyenlere , Çilem alırdı fantaları kolaları hakkınızı helal edin der dağıtırdı, Gökhan çay koyar Barkın dagıtırdı. Sabahları Bangır bangır olan fon müziği akşamları ahmet kayaya dönerdi ,Mustafa abi tren durdurur , sık sık mola verirdik.Düzenli uykudaki Osman ne hikmetse düzenli şekilde tüm molalarda tuvalette olurdu:)) Batuhanla Berk saniyesinde uyurlardı sonradan öğrendikki havasızlıktan bayılıyorlarmış meğer :)
Enes kendi usulüyle esprilerini yapar neşe katardı otobüse , marketteki “Is it normal su?” repligi ve Red Flight sözü unutulmazdı
Her türlü saçmalıgı izmirli kardeşlere anlatırdım yazık kızlar uykuya dalasıya kadar dinlerlerdi.Bi kaç sıra ötede gece uyanınca bir bacak görürdüm pencerede , Naz tabikii ,kıskanmıyor degildim ben 2 büklüm yatarken hele ,, nazın yüzünü çok göremedim çok uyudu ama ayagından kesinlikle tanırım :))
Ben ne mi yapardım başka?
Sürekli turlardım otobüsü herkesle tekrar konuşurdum belki yaptıgım en anlamlı kilometrelerdi onlar..Çünkü biliyordum çok insan biriktirdik hayatımız için bu gezide , çünkü bir geziden sonra kiliseleri meydanları anlatmaz insan , anılarını anlatır . Bu anıları paylaştıgım bambaşka insanları tanımak bence en güzel yanıydı otobüsün . Birine 10 gündür tanıdıgım insanları bu kadar çok benimsedim deseniz belki fazla ciddiye almayabilir sizi ama bu işin büyüsü budur. Birçok yerde kapımız var artık.
Şimdi kendimi kırmızı benekli pinpon topu gibi hissediyorum çünkü …

Geçen hafta vücuden bitik bir durumda işe adapte olmaya çalışırken ruhen gereksiz bir enerji fazlası içindeydim. Farkettim ki insanlar bana neler yaptığımı sorduklarında şehirlerden çok insanları anlatıyorum. En can alıcı kısmı da bu cazibesinde bana göre. Tanımadığın insanlarla 10 günlük doğaçlama bir yaşam. Bir yandan şehirleri tanımaya çalışıyorsun bir yandan onları. Enteresan olan ise kaynaşma hızı. Eğer “Arkadaşlığa Giriş 101” diye bir ders verilseydi herhalde biz Üsküp’te bölüm 1’i işlerken, Budapeşte’deki kahvaltıdan sonra bölüm 10’u bitirmiş, akşamına da müfredatın tamamı halledip kitaplar koltukaltında tekne turuna katılmış olurduk. O kadar seviye ne ara atladık ne ara sanki çocukluk arkadaşıymışçasına uyum sağladık hala hayretler içerisindeyim.

Alışık olduğunuz bir döngü bu tahminim. Ama olsun, bir kez de benden dinleyin:)

İnsan tanımayı çok severim, listeler yapmayı, “ölmeden önce mutlaka” ile başlayan maddeler sıralamayı, yeni deneyimleri, keşfedişler ve daha bir çok şeyi… Şanslıyım ki, herkesle muhabbet edebildim ve anılar biriktirebildim.

Selda ile Gül Baba Türbesi macerası, Murat’ın meşhur “I”nın tepesindeki hali, Çilem’in otobüs içinde şipşak kıyafet değiştirmeleri, Batu’ların Berlin’deki maceraları, yine Batu’nun dönüş yolunu buzdolabının üzerinde yatarak bitirmesi, Naz grubunun gece otobüsteki bubi tuzağıvari uyku şekilleri, Enes’in Arc de Triomphe’a Alaaddin Tepesi demesi, Sema’nın gezi boyunca ona eşlik eden kocaman uçuğu, Jülide’nin benimle uğraşmaları, Dilsu’nun tatlı gülümseyişi, Eda’nın inek sütü konusunda garsonla anlaşamayıp mö’lemesini bize anlatışı, Betül’ün süpersonik şekillerdeki on milyon bilmem kaç bin adetlik fotoğraf pozu, Ebru’nun bütün şehirlerdeki İngilizce bilmeyen adamları eliyle koymuş gibi bulup yol tarifi istemesi, Furkan’ın Zaz’a olan hayranlığı, Nur’un Belgrad’da tramvayı bozması, Murat’ın tatlı şeker halleriyle Kiev’i anlatışı ve daha birçokları…

Teşekkürler; konfor düşkünü orta yaşa mensup tur gruplarına alternatif , capcanlı, dinamik, enerjik genç insanları biraraya getirdiğiniz için,

Teşekkürler; arka planda oluşan aksaklıkları, problemleri bize yansıtmadan her daim pozitif ve güleryüzlü olduğunuz için,

Gecenin 4’ü olmuş.. Kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyorum, Kimseler yok etrafımda Sanıyorum ki bitti. Sandalyede uyuyorum.. Koca yatağa uzanmak rahatça, zor geldi. Sabah sucuklu yumurta yedim, sevmedim. Tutmadı dostlarla yediğim konservelerin yerini.. Alışamadım eski hayatıma, yıllarca yaşadığım hayat yabancı geldi, Birazdan mola verecek otobüs, tuvalet sırası olacak, Sabah yeniden bir şehre uyanacağız gibi.. Hayatın en acı yanı, elinle zamansız tutabıldıgın bırsey olmaması.. Tutamadık, Sanki beni kimselerin yaşamadığı bir köye zifirikaranlıkta bırakmışlar gibi.. Ağlasam ne, haykırsam ne? Uçurumda paraşütsüz atlıyor gibi ruh halim.. Ben ki hiçbirşeyi takmayan, bağlanmayan bir çocuktum, Ne zamandan beri birkaç 24 saat bağlar olmuş beni insanlara.. Çok özledim.. Tek İngilizcesi “How much” olan adamlarla alışveriş yapmayı, Başkasının macununu kullanmayı, otobüsteki dolaptan milletin yiyeceklerini “bu kımın” dıye sorup “neyse ya ye gıtsın” demeyı, Otobüste halay çekmesini, topluca şarkılar söylemeyi, Ve daha bir sürü şeyi.. Evet bitti.. Ben gecenın 4ünde uykum kactıgında, sacma sapan etrafa bakarken anladım kı.. hayatımın en guzel donemlerınden bırını gecırmısım.. Kimseden kopmamak, yenı organızasyonlarla arayı açmamak dileğiyle, Osman

Katılımcı Yorumlarına Ulaşmak İçin Tıklayınız

2015 Temmuz Turu Facebook Grubu

2014 Agustos Turu Facebook Grubu

2013 Ekim Turu Facebook Grubu

2013 Haziran Turu Facebook Grubu